KORKMAK mı yoksa YAŞAMAK mı?

“Korkaklar, henüz ecelleri gelmeden defalarca ölürler, cesur olanlar ise ölümü sadece bir kez tadarlar.”

W. Shakespeare
KORKUYORUM… Bir gün hayatımda kimse kalmazsa ya da sevgilim beni terk ederse, işimi kaybedersem, parasız kalırsam, hasta olursam… Ölmekten korkuyorum, yaşlanıp cildimin kırışmasından korkuyorum, acı çekmekten korkuyorum…

Ne kadar çok korkumuz var, değil mi? Saymakla bitmiyor. Korkularımızın esiri oluyoruz ve anı kaçırıyoruz. O an ne yaparsanız yapın orada değilsiniz aslında. Korkular adım atmamızı engelliyor. Hayatımıza yön veremiyoruz.
Örneğin, mevcut bir işin var ve gayet iyi kazanıyorsun. Tek korkun, ya bir gün işten çıkarılırsan. Mevcut durumda her şey yolunda gidiyor. Herkes senden memnun. Yaptığın işten keyif alıyorsun. Bunun yanında işten çıkarılma korkusu o kadar baskın ki anı yaşayamıyorsun. Çekim yasasına birçok kişi hakimdir. Ne düşünürsen onu kendine çekersin. Dolayısıyla korku ve panik, işleri doğru yapmamayı ve birçok aksiliği yanında getiriyor. Bir bakmışsın işsizsin. Her konuda olduğu gibi kim bunun sorumlusu? SEN. Çözüm ise durumu kabul edip, bu durumdan alman gerekenleri sepetine atıp yoluna devam etmektir. Biliyorum işsiz kaldın. Bir sonraki işinde eskisinden çok daha iyi bir konumda olabilirsin. Kim bilebilir ki…

Temel sorun anı bırakıp sonrasına odaklanmak ya da tam tersi geçmişe takılı kalmak. Harika bir ilişkin var belki, aklında ise ya beni terk ederse. Şu an yanında ve mutlusun; önce bunu fark etmelisin.

* * *

0-6 yaş dönemi, çocuklarda olumlu ve olumsuz bütün davranışların kazanılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu yaşlardaki davranışlar kalıcı olmakta ve kişinin bütün yaşantıları üzerinde etki etmektedir. Erkek çocuklar genellikle küçükken ´´erkek adam korkmaz´´ diye yetiştirilir. Büyüdüğünde ise korkuyu, öfke ve şiddet duygusuyla örtmeye çalışır. Lütfen, çocuklarınızı yetiştirirken bunlara dikkat edin.
Hayatıma Yaşam Koçluğu girmeden önce yaşadığım, bende ciddi anlamda farkındalık yaratan bir olaydan bahsedeceğim sizlere. Birkaç yıl önce at binmeye başladım. Her şey çok keyifliydi, ta ki düşme korkusu içimde belirinceye kadar. En büyük korkum, düşüp kolumu kırmaktı, “Sonra nasıl piyano dersi veririm?” diye endişeleniyordum. İç sesim bana “yapma” dedi ama ben onu dinlemedim ve düştüm. Kolumu kırdım, ameliyat oldum, bununla da kalmadı kolum yaklaşık 3 ay alçıda kaldı. Normal hayatıma dönmem 6 ay aldı. Başta çok kızdım kendime, sonra sorular sormaya başladım.

Bu olayın başıma gelme sebebi nedir?

Bu olaydan neler öğrendim?

İlk öğrendiğim şey ´´HER ŞEYDE VARDIR BİR HAYIR´´ oldu. Olumsuz gibi gözükürken yaşadıklarım şimdi baktığımda iyi ki olmuş diyorum. Düşüncelerimi kontrol etmem gerektiğini öğretti bana. Düşüncelerimle yarattım bu durumu. Demek ki öyle bir süreç geçirip kendimi dinlemem gerekiyormuş. Bedenimde her hangi bir uzvumu kullanamazken işlerimi yapmayı öğretti bana. Her gün sağlıklı bir bedene sahip olduğumuz için teşekkür etmemiz gerektiğini ve ANI YAŞAMAYI.
* * *
Haydi, kalkın ve hayallerinizin peşinden koşun! Düşün, canınız yansın ki ayakta kalmayı öğrenesiniz. Zaman her şeyin ilacıdır. En büyük acılar bile zamanla iyileşiyor. Korkmak yerine hayatı doyasıya yaşayın. Bizim için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilemeyiz. Her şeyi akışına bırakın. O an bizi çok üzen şey, sonrasında bize çok iyi kapılar açabilir.
Enerjinizi, olumsuzu çekmek yerine olumlu düşünceleri çekmek için kullanın. İstek ve inanç olduktan sonra kimse önünüzde duramaz. Sevgiyle, aşkla gidin hayallerinizin peşinden. Seçim sizin.
Sevgiler…

Share This: